Archive for the ‘ Kızım ’ Category

Üniversite sınavına hazırlanan Kübra’ya ve onu büyütürken içimizden geçenlere dair bir baba yazısı

Haftaya biricik kızım, ilk göz ağrım Kübra üniversite sınavına girecek.

Bunu yazarken bile insanın içinden birçok duygu aynı anda geçiyor. Bir sınavdan bahsediyoruz elbette ama aslında sadece bir sınav değil bu. Bir dönemin kapanıp başka bir dönemin açılması gibi. Çocuklukla gençlik arasındaki o uzun yolun önemli bir eşiği. Belki de bir baba için, kızının artık kendi hayatına doğru daha belirgin adımlar atmaya başladığını hissettiği zamanlardan biri.

Kübra artık liseden mezun olan bir genç kız.

Daha dün gibi çocukluğunu hatırlarken bugün üniversite sınavına hazırlanıyor olması bana zamanın ne kadar hızlı geçtiğini bir kez daha gösteriyor. İnsan günlük hayatın içinde bunu çok fark etmiyor. Okul, dersler, işler, koşuşturmalar, küçük telaşlar derken yıllar sessizce geçiyor. Sonra bir gün kızının üniversite sınavına gireceğini fark ediyorsun ve zaman bir anda bütün ağırlığıyla kendini hissettiriyor.

Kübra’nın kendine has bir dünyası var. Hayata bakışı, olayları kavrayışı, insanları ve duyguları anlama biçimi hep kendine özgü oldu. Hafızası kuvvetli, genel anlayışı güçlü, çevresinde olup bitenleri çoğu zaman dikkatle izleyen bir tarafı var. Bazen çok konuşmadan da birçok şeyi fark ettiğini hissediyorum.

Bu da bana şunu hatırlatıyor: Her çocuk kendi mizacıyla, kendi kabiliyetiyle, kendi rengiyle geliyor dünyaya.

Anne baba olarak biz çoğu zaman çocuklarımızı bildiğimiz yollara göre hazırlamaya çalışıyoruz. Kendi tecrübelerimizden, kendi doğrularımızdan, kendi güçlü yanlarımızdan hareket ediyoruz. Ama bir noktadan sonra anlıyorsun ki çocukların senin devamın olsa da senin aynın değil. Onların kendi karakteri, kendi yolu, kendi kalbi, kendi kabiliyetleri var.

Kübra’nın yolculuğuna bakarken sadece sınav başarısı üzerinden düşünmek bana eksik geliyor. Elbette sınav önemli. Elbette güzel bir sonuç almasını, emeklerinin karşılığını görmesini, gönlüne uygun bir kapı açılmasını istiyorum. Ama onun bu süreçte gösterdiği gayret, sorumluluk duygusu ve kendi mücadelesi benim için en az sonuç kadar kıymetli.

Çalıştı. Elinden geleni yaptı.

Bazen yoruldu, bazen sıkıldı, bazen kaygılandı. Bir sene boyunca sınav psikolojisinin içinde yaşamak kolay değil. Hele bu yaşta, önünde birçok ihtimal varken, herkesin bir şey söylediği, herkesin bir beklenti taşıdığı bir dönemde sakin kalmak hiç kolay değil. Ama ben onun gayretini gördüm. Kendi kapasitesiyle, kendi karakteriyle, kendi mücadelesini verdi.

Bu süreçte evin içindeki emek de sadece Kübra’nın çalışmasından ibaret değildi. Sınav dönemleri aslında bütün aileyi içine alan dönemler oluyor. Dersler, denemeler, eksikler, moral iniş çıkışları, küçük kaygılar, bazen sessiz bekleyişler, bazen de hiç belli etmeden edilen dualar…

Bu noktada annesinin emeği çok büyük.

Ben çoğu zaman duygularımı içimde yaşayan, biraz daha sakin görünmeye çalışan, bazen de “hayırlısı olsun” diyerek meseleyi genişten alan tarafta kalıyorum. Ama annesi bu sürecin günlük takibini, düzenini ve yükünü çok daha yakından taşıdı. Dersleri, programları, yorgunlukları, moral durumları, eksikleri… Bunların hepsiyle yakından ilgilendi. Benden daha disiplinli, daha düzenli ve çoğu zaman daha takipçiydi.

Kübra’nın bu sınav yolculuğunda annesinin izi çok büyük. Bazen uyardı, bazen toparladı, bazen moral verdi, bazen sadece yanında durdu. Onun heyecanını kendi heyecanı gibi yaşadı. Yorulduğunda yoruldu, sevindiğinde sevindi, kaygılandığında onunla birlikte kaygılandı. Evin içinde görünmeyen ama her gün hissedilen bir emek vardı.

Ben bugün Kübra’nın büyüdüğünü, kendi yoluna doğru yürüdüğünü düşünürken sadece bir baba olarak kendi duygularımı değil, annesiyle birlikte bugüne kadar ona ne verebildiğimizi de düşünüyorum. Belki benim daha sakin tarafımın yanında, annesinin daha disiplinli ve daha yakından ilgilenen hali bu sürecin dengesini kurdu.

Şimdi artık sonuç ne olursa olsun, benim içimde en çok kalan şey bu gayret ve bu emek olacak.

Çünkü sınavlar hayatın önemli duraklarıdır ama insanı sadece sınav sonuçları anlatmaz. İnsanı emekleri, niyetleri, karakteri, zorlandığında nasıl davrandığı, düştüğünde nasıl kalktığı, kendi yolunu ararken ne kadar samimi olduğu anlatır.

Kübra için içimden geçen en büyük dua, sadece güzel bir üniversite kazanması değil. Elbette hayırlı ve güzel bir sonuç alsın isterim. Emeklerinin karşılığını görsün isterim. Gönlüne uygun, kabiliyetlerini geliştirebileceği, mutlu olacağı bir kapı açılsın isterim.

Ama daha da önemlisi, kendini tanıyacağı, kendi değerini bileceği, hayatın içinde sağlam durabileceği bir yol bulsun isterim.

Bir baba olarak insanın içinde garip bir duygu oluşuyor bu dönemlerde. Küçükken çocuklarının hayatında etkin çok daha fazladır. Nereye gidecekleri, ne yapacakları, neyi nasıl öğrenecekleri, hangi yoldan geçecekleri konusunda daha çok yanında olursun. Elinden tutarsın. Gerekirse yön verirsin. Bazen korursun, bazen anlatırsın, bazen uyarırsın.

Ama çocuklar büyüdükçe anne babanın etkisi yavaş yavaş şekil değiştiriyor.

Artık daha çok geride durmayı öğreniyorsun. Daha çok güvenmeyi, daha çok dua etmeyi, daha çok izlemeyi öğreniyorsun. Onların yerine karar veremeyeceğini, onların yerine yürüyemeyeceğini, onların yerine hayatı yaşayamayacağını daha iyi anlıyorsun.

Kübra da şimdi böyle bir döneme geliyor.

Artık kendi yolunu daha çok kendisinin çizeceği zamanlar başlıyor. Bizim etkimizin azalacağı, onun kendi tercihlerinin, kendi kararlarının, kendi sorumluluklarının artacağı bir dönem. Bu düşünce bir yandan gurur verici, bir yandan da insanın içine hafif bir hüzün bırakıyor.

Çünkü anne baba olmak biraz da bu galiba.

Yıllarca hazırlamaya çalıştığın çocuğunun bir gün kendi yoluna çıkacağını bilmek. Ona doğruyu, yanlışı, emeği, sabrı, merhameti, sorumluluğu anlatmaya çalışmak. Sonra bir noktada geriye çekilip “İnşallah iyi hazırlayabilmişizdir” diye dua etmek.

Ben de bugünlerde en çok bunu düşünüyorum.

Acaba Kübra’yı hayata yeterince hazırlayabildik mi? Zorluklar karşısında güçlü durabilmesi için ona yeterince destek olabildik mi? Kendi değerini bilmesi, kendine güvenmesi, ama aynı zamanda tevazusunu kaybetmemesi için ona iyi örnek olabildik mi? Hayatın sadece başarıdan ibaret olmadığını, insan kalmanın, iyi kalmanın, emek vermenin daha kıymetli olduğunu yeterince anlatabildik mi?

Bunların kesin cevabını insan hemen bilemiyor.

Ama şunu biliyorum: Kübra’nın güzel bir kalbi var. Anlayışı güçlü, kendine has bir dünyası var. Bazen kendi yolunu bulması zaman alabilir. Bazen bizim düşündüğümüzden farklı tercihler yapabilir. Ama ben onun içinde taşıdığı iyiliğe, zarafete ve kabiliyete inanıyorum.

Haftaya sınava girdiğinde biz yine anne baba olarak heyecanlanacağız.

Belki dışarıdan sakin görünmeye çalışacağız ama içimizde dualar olacak. Sınav salonunda onun yerine oturamayız. Soruları onun yerine çözemeyiz. Kaygısını tamamen alamayız. Ama ona güvenebiliriz. Onun emeğine şahit olduğumuzu söyleyebiliriz. Sonuç ne olursa olsun yanında olduğumuzu hissettirebiliriz.

Kübra’m,

Bu yazı sana bir hatıra olarak kalsın istiyorum.

Üniversite sınavına gireceğin bu günlerde sadece sınavını değil, büyüdüğünü de görüyorum. Çocukluğundan genç kızlığına uzanan yolun birçok anı gözümün önünden geçiyor. Senin kendine has bakışını, bazen sessizliğini, bazen heyecanını, bazen de kendi içinde verdiğin mücadeleleri düşünüyorum.

Ben senin gayretini gördüm.

Annenin emeğini, ilgisini ve duasını da gördüm.

Elinden geleni yaptığını biliyoruz. Bundan sonrası için duamız, hakkında hayırlı olan kapıların açılması. Kendini gerçekleştirebileceğin, mutlu olacağın, iyi insanlarla karşılaşacağın, kalbinin güzelliğini koruyacağın bir hayatın olması.

Sonuçlar gelir, tercihler yapılır, yollar zamanla şekillenir. Belki bugün çok büyük görünen bazı şeyler yıllar sonra hayatın sadece bir durağı olarak kalır. Ama insanın yanında kalan asıl şey, ailesinin duası, kendi emeği ve iç huzurudur.

İnşallah sen de hayatın boyunca “Ben elimden geleni yaptım” diyebileceğin yollar yürürsün.

Yolun açık olsun kızım.

Biz bugüne kadar seni hayata hazırlamaya çalıştık. Bundan sonra sen kendi yolunu çizerken biz biraz daha geriden, ama aynı sevgiyle, aynı duayla ve aynı güvenle yanında olacağız.

Yirmi Beş Yıl Sonra Yeniden Sınav Heyecanı

Bugün LGS’ye giren kızım, biricik kızım Zehra’yı bekliyorum.

Şu saatlerde sınavda. Birazdan onu almaya gideceğim. Ev sessiz ama insanın içi hiç sessiz olmuyor böyle zamanlarda. Bir yandan dua ediyorsun, bir yandan düşünüyorsun, bir yandan da yılların nasıl bu kadar hızlı geçtiğine şaşırıyorsun.

Bu sene bizim evde iki ayrı sınav heyecanı var. Büyük kızım Kübra üniversite sınavına hazırlanıyor. Ortanca kızım Zehra da lise sınavına giriyor. Daha dün gibi hatırladığım çocuklarım bugün kendi hayatlarının önemli dönemeçlerinden birinin eşiğinde duruyorlar.

İnsan bunu yaşayınca zaman kavramı biraz değişiyor.

Ben 1999 yılında ilk kez üniversite sınavına girmiştim. O zamanlar benim için hayatın en büyük meselelerinden biriydi. Sonra 2000 yılında tekrar sınava girdim. O sınava Aksaray’da girmiştim. Bugün geriye dönüp baktığımda sadece sınavı, soruları, sonucu hatırlamıyorum. Daha çok o senenin emeğini, çalışmayı, yorulmayı, bazen sıkılmayı ama yine de devam etmeyi hatırlıyorum.

Ve en çok da sınavdan çıktıktan sonraki o duyguyu hatırlıyorum.

İnsan bazen hayatında çok özel duygular yaşar. Benim için onlardan biri, gerçekten çok çalıştığımı bilerek sınavdan çıkmaktı. Sonucun ne olacağını henüz bilmiyorsun. Önünde hâlâ belirsizlik var. Ama içinde başka bir rahatlık oluyor. “Ben elimden geleni yaptım” diyebilmenin verdiği huzur.

Sanırım hayatta tattığım en güzel hislerden biri buydu.

Çünkü o his sadece bir sınavla ilgili değildi. İnsanın kendi emeğine şahit olmasıydı. Kendi gayretini bilmesiydi. Bir şeyin arkasında durabilmesiydi. Sonuçtan önce gelen, sonucu bile bir miktar hafifleten bir iç huzurdu.

Bugün Zehra’nın da buna benzer bir duygu yaşayacağını düşünüyorum. Bir sene boyunca gerçekten gayret etti. Elinden geleni yaptı. Bazen yoruldu, bazen bunaldı, bazen belki kendinden şüphe etti ama yine de devam etti. Bugün sınavdan çıktığında inşallah o emeğin huzurunu hisseder.

Zehra’nın kendine has bir tarafı var.

Hem sanatsal yönü olan hem de sayısal kapasitesi güçlü bir çocuk. Ama onu sadece bu iki başlıkla anlatmak da eksik kalır. Zehra’nın meseleleri ele alışında farklı bir düşünme biçimi var. Bazen bir şeye bizim alıştığımız yerden değil, başka bir açıdan bakabiliyor. Kendi dünyası, kendi bakışı, kendi ritmi var.

Ben onun gayret ettiğinde, gerçekten istediğinde ve bir işe odaklandığında başarılı olabileceğine inanıyorum. Çünkü onda sadece kapasite değil, farklı düşünebilme ve kendi yolunu bulabilme gücü de var. Bu sınav sürecinde de bunu zaman zaman gördük. Zorlandı, yoruldu ama devam etti. Bazen hızlandı, bazen yavaşladı ama bu yılın emeğini taşıdı.

Kübra için de aynı duygular içindeyim. Onun da önünde üniversite sınavı var. O da kendi yolculuğunda gayret etti, ediyor. Her biri kendi yaşının, kendi karakterinin, kendi dünyasının içinde bir mücadele veriyor. Biz anne baba olarak dışarıdan bakıyoruz ama aslında onların iç dünyasında neler yaşadığını tam olarak bilmemiz mümkün değil.

Yine de şunu biliyorum: Emek kıymetlidir.

Bu emeği sadece çocukların çalışması olarak da görmüyorum aslında. Bu süreç evin tamamına yayılan bir şey. Ders programları, denemeler, moral iniş çıkışları, kaygılar, yorgunluklar, bazen küçük gerginlikler, bazen sessiz dualar… Sınava hazırlanan sadece çocuklar olmuyor; ev de onlarla birlikte hazırlanıyor.

Bu noktada annelerinin emeği bizim evde her zaman çok belirgin oldu.

Ben çoğu zaman biraz daha sakin görünmeye çalışan, bazen “hayırlısı olsun” diyerek meseleyi genişten alan tarafta kalıyorum. Ama anneleri işin günlük düzenini, takibini ve yükünü çok daha yakından taşıdı. Derslerini, eksiklerini, yorgunluklarını, moral durumlarını dikkatle takip etti. Benden daha disiplinli, daha düzenli ve çoğu zaman daha sabırlıydı.

Zehra’nın da Kübra’nın da sınav yolculuğunda annelerinin izi çok büyük. Bazen uyardı, bazen toparladı, bazen kızdı, bazen teselli etti, bazen de hiçbir şey söylemeden sadece yanlarında durdu. Onların heyecanını kendi heyecanı gibi yaşadı. Onların üzülmesine üzüldü, yorulmasına yoruldu, küçük bir ilerlemelerine bile içten sevindi.

Bugün Zehra’yı beklerken sadece kendi babalık duygularımı değil, anneleriyle birlikte bu yılları nasıl taşıdığımızı da düşünüyorum. Evdeki o görünmeyen emek, günlük takip, dualar, küçük hatırlatmalar, zaman zaman yaşanan gerginlikler ve sonra yeniden toparlanmalar… Bunların hepsi bu sürecin bir parçasıydı.

Belki benim daha sakin tarafımın yanında, annelerinin daha disiplinli ve daha yakından ilgilenen hali bu sürecin dengesini kurdu. Çocuklar ileride bu günleri hatırladığında umarım sadece sınav stresini değil, arkalarında duran bu emeği, ilgiyi ve duayı da hatırlarlar.

Sınavlar elbette önemli. Sonuçlar da hayatın bazı kapılarını açıyor veya başka yollara yönlendiriyor. Ama insanın karakterini asıl inşa eden şey çoğu zaman sonuçtan çok süreç oluyor. Düzenli çalışmak, vazgeçmemek, sorumluluk almak, kendi geleceği için çaba göstermek… Bunlar sınav sonuçlarından bağımsız olarak insanın yanında kalan şeyler.

Bugün Zehra sınavdayken benim aklımdan bunlar geçiyor.

Bir yandan onun için dua ediyorum. Bir yandan Kübra’yı düşünüyorum. Bir yandan annelerinin bu süreçteki emeğini düşünüyorum. Bir yandan da kendi gençliğime gidip geliyorum. 1999, 2000 derken aradan 25-26 yıl geçmiş. O yıllarda sınava giren genç bir çocukken şimdi kendi çocuklarını sınav kapılarında bekleyen bir baba oldum.

Bunu düşünmek hem güzel hem tuhaf.

Zaman gerçekten çok hızlı geçiyor. Bazen insan bunu günlük hayatın telaşı içinde fark etmiyor. İşler, projeler, toplantılar, koşuşturmalar derken yıllar sessizce ilerliyor. Sonra bir gün kızın sınava giriyor ve sen evde onu beklerken bir anda geçmişle bugün aynı masaya oturuyor.

Kendi sınav heyecanınla kızının sınav heyecanı birbirine karışıyor.

Belki de anne baba olmak biraz böyle bir şey. Kendi yaşadıklarını unutmadan, çocuklarının yaşadıklarına şahit olmak. Onlara yolu tamamen açamıyorsun. Sınava onların yerine giremiyorsun. Kaygılarını tamamen alamıyorsun. Ama yanlarında durabiliyorsun. Onlara güvendiğini hissettirebiliyorsun. Emeklerinin kıymetli olduğunu söyleyebiliyorsun.

Kübra ve Zehra’ya bugün buradan bir hatıra kalsın istiyorum.

Sonuçlar ne olursa olsun, sizin gayretinizi gördük. Çalışmanızı, yorulmanızı, devam etmenizi gördük. Bazen belli etmeseniz de üzerinizdeki baskıyı, heyecanı, beklentiyi hissettiğinizi biliyoruz. Ama şunu da bilmenizi isteriz: Bizim için en kıymetli olan şey sadece alacağınız puanlar değil. Sizin bu süreçte gösterdiğiniz çaba, sabır ve olgunluk.

Zehra’m,

Bugün özellikle senin günün. LGS’ye giriyorsun. Belki senin için de zor, heyecanlı ve yorucu bir dönem geride kalıyor. Ama ben senin gayretini gördüm. Kendine has düşünme biçimini, kapasiteni, farklı taraflarını ve çabaladığında neleri başarabileceğini biliyorum. İnşallah bugün sınavdan çıktığında sadece soruları değil, bir yıl boyunca verdiğin emeği de hatırlarsın.

Hayatta her şey sınav sonucu değil. Ama emek vermek, sorumluluk almak, başladığın bir şeyi tamamlamaya çalışmak çok kıymetli. Sen gayret ettikçe, kendini tanıdıkça, kabiliyetlerini doğru yönde kullandıkça yaptığın her işte başarılı olabileceğine inanıyorum.

Kübra’m, Zehra’m; yolunuz açık, gönlünüz rahat olsun.

İnşallah emeklerinizin karşılığını en güzel şekilde alırsınız. Ama en önemlisi, hayatınız boyunca “ben elimden geleni yaptım” diyebileceğiniz işleriniz, yollarınız, mücadeleleriniz olsun. Çünkü insanın içini en çok rahatlatan şeylerden biri bu.

Bugün Zehra’yı sınavdan almaya gideceğim.

Belki yüzünde yorgunluk olacak, belki heyecan, belki rahatlama. Belki sınavın bazı sorularını anlatacak, belki de sadece susmak isteyecek. Ama ben onu gördüğümde içimden geçen ilk şey şu olacak:

Bir dönem daha geride kaldı. Bir çocuk daha büyüdü. Biz de onun büyümesine şahit olduk.

Allah hayırlısını nasip etsin.

Kübra’m, Zehra’m; yolunuz açık, gönlünüz rahat olsun. Emekleriniz bereketli olsun. Hayat size sadece güzel sonuçlar değil, güzel insanlar, güzel yollar ve huzurlu bir kalp de nasip etsin.

Ve yıllar sonra bu günleri hatırladığınızda sadece sınavları değil; annenizin emeğini, bizim heyecanımızı, dualarımızı ve size duyduğumuz güveni de hatırlayın.

Zeynep Büşra Demirci

Merhaba,

Üçüncü kızım Zeynep Büşra Demirci, 24 Temmuz 2017 tarihinde Medipol Mega Hastanesi’nde dünyaya geldi.

Aslında bu yazıyı o günlerde yazmam gerekirdi. İlk iki kızımın doğumunda olduğu gibi Zeynep’in doğumuyla ilgili de birkaç satır not düşmek isterdim ama hayatın yoğunluğu içinde aradan yıllar geçti. Yine de bazı anılar hiç eskimiyor. Üzerinden zaman geçse de insanın aklında ve kalbinde ilk günkü gibi duruyor.

Zeynep doğduğunda çok tatlı bir bebekti. Onu ilk gördüğüm an, ailemize yeni bir neşe, yeni bir heyecan ve yeni bir güzellik daha katıldığını hissetmiştim. O gün yanımızda annem de vardı. Kızları evde bırakmıştık; daha sonra onlar da hastaneye gelip kardeşlerini ziyaret ettiler. Ablalarının Zeynep’i ilk görüşü de bizim için çok güzel ve unutulmaz bir andı.

O günlerden geriye çok fazla ayrıntı hatırlamasam da aklımda kalan en güçlü duygu şükür. Üçüncü kez baba olmak, ailemizin biraz daha kalabalıklaşması ve evimize yeni bir sesin, yeni bir nefesin katılması çok özel bir mutluluktu.

Bugün geriye dönüp baktığımda, Zeynep’in doğduğu günün hayatımızdaki en güzel günlerden biri olduğunu daha iyi anlıyorum. Bu yazı da biraz geç kalmış ama kalpten yazılmış küçük bir hatıra olarak burada dursun istedim.

İnşallah Zeynep Büşra da ablalarıyla birlikte sağlıklı, mutlu, hayırlı bir evlat ve iyi bir insan olarak büyür.

Kızım Zehra Betül 4 mayıs 2012 saat 11:35 te doğdu

Merhaba

İkinci kızım zehra betül 4 mayıs 2012  cuma günü saat 11:35 te dünyaya geldi.

İlk kızım hatice kübra sezeryan ile doğduğu için bu seferde sezeryan olması zorunluydu. Doktorumuz Hatice hanım ile 4 mayıs gününe karar verdik.

4 mayıs günü sabah erken kalktık. Hatice kübrayı kadriye teyzesine bıraktık. Annesinin sezeryandan hemen sonraki hallerini görmesini istemedik. Saat 8: 30 gibi hastaneye ulaştık. 503 numaralı odamıza yerleştik. Yanımızda eşimin ennesi ve babası vardı. Evrak işlerini hallettikten sonra eşimi doğum haneye alıp hazırlamaya başladılar.Üzerini Değiştirip ameliyat önlüğü giydi daha sonra bir süre bekledik acil başka bir sezeryan vardı o bitince bizimki başlayacaktı odamızda bir süre bekledikten sonra eşimi almaya hemşire geldi birlikte doğumhaneye indik. Cesaret vermeye çalıştım anlından öptüm ve doğumhaneye girdi. Hemşire odamızda beklememiz gerektiğini doğum olduğunda bebek odasında aranacağımızı ve ilk elbiselerini bebek odasına götürmemiz gerektiğini söyledi. Ben bir süre daha doğumhanenin kapısında bekledim sonra odaya çıktım.

Saar 12 ‘ye yaklaşırken bebek odasından aradılar önceden hazırladığımız elbise torbasıyla aşağıya indim. Hemşire demirci bebek diyerek kızımı bana gösterdi iki gözüde açıktı burnu çok belirgindi o heyecanla aklımda kalanlar bunlar. Hemşire elbiseleri aldı biz  onu giydireceğiz sonra sizde pencereden izleyebilirsiniz dedi.  Hemşire burda bir süre kalacak anne emeliyattan çıkıp kendine gelince telefon edin hemen bebeği getireceğiz dediler.


Ben odaya çıkıp eşimi beklemeye başladım 12:30 gibi eşimi getirdiler uyanıktı. Biraz konuştuk sonra bebek odasını aradım ve kızımı getirdiler. Annesini üsütüne bıraktı hemşire anne kokusunu alsın sakınleşsin diye.Saat 17 de büyük kızım hatice kübra kadriye teyzesi ve mehmet amcasıyla geldi elince çok güzel bir çiçek annesine koştu ve ilk sorusu kardeşim doğdumu ? Annesi evet kızım bak beşikte dedi ben aldım haticeyi kucağıma kardeşini gösterdim.  Hatice kübra biraz çekingen bir kız gelenler hemşiler birde annesini yatakta görünce biraz  üzüldü bizde kısa sürede kadriye teyzesi ve annemlerle eve gönderdik.

Cuma gecesi nispeten daha kolay geçti. Anenin henüz sütü gelmediği için bebek odasında beslediler bu arada  ilk kakasını ve çişini yaptı. İşitme testi , topuktan kan alma gibi işlemleri yaptılar. Cumartesi gününü hastenede gecirdik pazar öğlen hasteneden çıktık.

Bu arada hasteneye ziyaretimize gelen, telefon ve mesajla tebriklerini bildiren bütün sevdilerimize çok teşekkür ederiz.

İşte kısaca küçük kızım Zehra Betül ‘ ün doğum hikayesi.

İnşallah hayırlı bir evlat hayırlı bir insan olur.

2009 yaz’ı hakkında

Merhaba

Yazın bitmesi bende garip bir hüzün oluşturdu. 10 senedir gürbetteyim sılayı rahim yapamadığım tek yaz bu yaz oldu. Memlekete gidememiş olmamın verdiği garip bir hüzün var içimde. Ailemi Köyü özledim. Taze fındık yemek, dalından armut koparmak ve közde mısır aklıma ilk gelenler. Bu sene bunlargibi daha bir çok alışkanlığımdan feragat etmem gerekti.

Bu seneyi unutulmaz kılan tabiki bunlar değil kızımın aramıza katılması.

Yaklaşık bir sene kızımın telaşıyla geçti. Bebeğimizin olaçağını öğrendiğimiz günden beri bütün hayatımız değişti. Doğumdan sonra ise tamamen ona bağımlı yaşıyoruz. Her türlü plan ve program ona göre yapılıyor.

Yanlış anlaşılmasın bütün mevsimleri severim özellikle köydeki yıllarımda kışlar çok zevkli gecerdi. Şehir hayatında kış biraz daha zor ama yinede kendine has bir güzelliği var. Bu kışı kızımla ilgilenerek gecireceğim. Bu sayede belkide en zevkli geçen kışım olacak.

Son bahar ve kışın bende oluşturduğu o garip ve hüzünlü havayı kızımın gülümsemeleri dağıtıyor. Onunla ilgilenmek herşeyi unutturuyor.

Yaz geçti yazın yapılması mutad olmuş hiçbir şeyi yapamadım belki ama hayattaki en güzel hediyelerden birini aldım .

Kızım 4. ayına girdi

Kızım  3 aylık oldu. Cumartesi günü kontröle götürdük. Gelişimi normal sadece kilosu biraz  eksik çıktı. Doktor ek mama vermemizi istedi ama biz kararsızız. Eşimin daha  iyi beslenmesiyle bu sorunun çözüleceğini düşünüyoruz. Yemekler konusunda daha dikkatli davranıyoruz artık.

Hatice Kübra artık sesleri ayırt edebiliyor. sesin geldiği yöne yöneliyor. Hatta emerken bile konuşsak emmeyi bırakıp kulak kabartıyor bu hali çok sevimli. Cisimler gözleriyle takip edebiliyor. Memnuniyetini ve hoşnutsuzluğunu net bir şekilde ifade ediyor. Gaz  problemleri devam ediyo son bir hafta dahada artmış durumda farklı ilaçlar denedik pek faydası  olmadı om-x’e geri döndük. Hatice Kübra banyo yapmayı seviyor ama yüzünün yıkanmasında hoşlanmıyor henüz nefesini tutmayı bilmediği  için sanırım.Zehirli ishal aşınısını oldu bu ay gelecek ay karma aşıları var.

Kızımın 3 aylık olduğuna inanamıyorum. artık evde  ilgi bekleyen, benle konuşan, gülen, kızan, keyfien düşkün birazda bilmiş bir fıstık var.

Babalık zor olduğu kadar da zevkli. Saatler süren uykusuzluğunuz, yorgunluğunuz  evladınızın ufak bir gülümsemesiyle gidiveriyor. Mucize budur bence.

Kızım Hatice Kübra

Hatice Kübra

Kızım  17.07.2009 saat 14.22 de doğdu. Çok uzun süre isim düşündük ama en son Hatice Kübra olsun dedik. Artık alıştım ismine. Kızım iki buçuk aylık oldu her günü birbirinden farklı.

Kızım hakkında bir sayfa yapmak istiyordum uzun zamandır  bu vesileyle başladım  umarım sebat edip devam edebilirim.