Üniversite sınavına hazırlanan Kübra’ya ve onu büyütürken içimizden geçenlere dair bir baba yazısı

Haftaya biricik kızım, ilk göz ağrım Kübra üniversite sınavına girecek.

Bunu yazarken bile insanın içinden birçok duygu aynı anda geçiyor. Bir sınavdan bahsediyoruz elbette ama aslında sadece bir sınav değil bu. Bir dönemin kapanıp başka bir dönemin açılması gibi. Çocuklukla gençlik arasındaki o uzun yolun önemli bir eşiği. Belki de bir baba için, kızının artık kendi hayatına doğru daha belirgin adımlar atmaya başladığını hissettiği zamanlardan biri.

Kübra artık liseden mezun olan bir genç kız.

Daha dün gibi çocukluğunu hatırlarken bugün üniversite sınavına hazırlanıyor olması bana zamanın ne kadar hızlı geçtiğini bir kez daha gösteriyor. İnsan günlük hayatın içinde bunu çok fark etmiyor. Okul, dersler, işler, koşuşturmalar, küçük telaşlar derken yıllar sessizce geçiyor. Sonra bir gün kızının üniversite sınavına gireceğini fark ediyorsun ve zaman bir anda bütün ağırlığıyla kendini hissettiriyor.

Kübra’nın kendine has bir dünyası var. Hayata bakışı, olayları kavrayışı, insanları ve duyguları anlama biçimi hep kendine özgü oldu. Hafızası kuvvetli, genel anlayışı güçlü, çevresinde olup bitenleri çoğu zaman dikkatle izleyen bir tarafı var. Bazen çok konuşmadan da birçok şeyi fark ettiğini hissediyorum.

Bu da bana şunu hatırlatıyor: Her çocuk kendi mizacıyla, kendi kabiliyetiyle, kendi rengiyle geliyor dünyaya.

Anne baba olarak biz çoğu zaman çocuklarımızı bildiğimiz yollara göre hazırlamaya çalışıyoruz. Kendi tecrübelerimizden, kendi doğrularımızdan, kendi güçlü yanlarımızdan hareket ediyoruz. Ama bir noktadan sonra anlıyorsun ki çocukların senin devamın olsa da senin aynın değil. Onların kendi karakteri, kendi yolu, kendi kalbi, kendi kabiliyetleri var.

Kübra’nın yolculuğuna bakarken sadece sınav başarısı üzerinden düşünmek bana eksik geliyor. Elbette sınav önemli. Elbette güzel bir sonuç almasını, emeklerinin karşılığını görmesini, gönlüne uygun bir kapı açılmasını istiyorum. Ama onun bu süreçte gösterdiği gayret, sorumluluk duygusu ve kendi mücadelesi benim için en az sonuç kadar kıymetli.

Çalıştı. Elinden geleni yaptı.

Bazen yoruldu, bazen sıkıldı, bazen kaygılandı. Bir sene boyunca sınav psikolojisinin içinde yaşamak kolay değil. Hele bu yaşta, önünde birçok ihtimal varken, herkesin bir şey söylediği, herkesin bir beklenti taşıdığı bir dönemde sakin kalmak hiç kolay değil. Ama ben onun gayretini gördüm. Kendi kapasitesiyle, kendi karakteriyle, kendi mücadelesini verdi.

Bu süreçte evin içindeki emek de sadece Kübra’nın çalışmasından ibaret değildi. Sınav dönemleri aslında bütün aileyi içine alan dönemler oluyor. Dersler, denemeler, eksikler, moral iniş çıkışları, küçük kaygılar, bazen sessiz bekleyişler, bazen de hiç belli etmeden edilen dualar…

Bu noktada annesinin emeği çok büyük.

Ben çoğu zaman duygularımı içimde yaşayan, biraz daha sakin görünmeye çalışan, bazen de “hayırlısı olsun” diyerek meseleyi genişten alan tarafta kalıyorum. Ama annesi bu sürecin günlük takibini, düzenini ve yükünü çok daha yakından taşıdı. Dersleri, programları, yorgunlukları, moral durumları, eksikleri… Bunların hepsiyle yakından ilgilendi. Benden daha disiplinli, daha düzenli ve çoğu zaman daha takipçiydi.

Kübra’nın bu sınav yolculuğunda annesinin izi çok büyük. Bazen uyardı, bazen toparladı, bazen moral verdi, bazen sadece yanında durdu. Onun heyecanını kendi heyecanı gibi yaşadı. Yorulduğunda yoruldu, sevindiğinde sevindi, kaygılandığında onunla birlikte kaygılandı. Evin içinde görünmeyen ama her gün hissedilen bir emek vardı.

Ben bugün Kübra’nın büyüdüğünü, kendi yoluna doğru yürüdüğünü düşünürken sadece bir baba olarak kendi duygularımı değil, annesiyle birlikte bugüne kadar ona ne verebildiğimizi de düşünüyorum. Belki benim daha sakin tarafımın yanında, annesinin daha disiplinli ve daha yakından ilgilenen hali bu sürecin dengesini kurdu.

Şimdi artık sonuç ne olursa olsun, benim içimde en çok kalan şey bu gayret ve bu emek olacak.

Çünkü sınavlar hayatın önemli duraklarıdır ama insanı sadece sınav sonuçları anlatmaz. İnsanı emekleri, niyetleri, karakteri, zorlandığında nasıl davrandığı, düştüğünde nasıl kalktığı, kendi yolunu ararken ne kadar samimi olduğu anlatır.

Kübra için içimden geçen en büyük dua, sadece güzel bir üniversite kazanması değil. Elbette hayırlı ve güzel bir sonuç alsın isterim. Emeklerinin karşılığını görsün isterim. Gönlüne uygun, kabiliyetlerini geliştirebileceği, mutlu olacağı bir kapı açılsın isterim.

Ama daha da önemlisi, kendini tanıyacağı, kendi değerini bileceği, hayatın içinde sağlam durabileceği bir yol bulsun isterim.

Bir baba olarak insanın içinde garip bir duygu oluşuyor bu dönemlerde. Küçükken çocuklarının hayatında etkin çok daha fazladır. Nereye gidecekleri, ne yapacakları, neyi nasıl öğrenecekleri, hangi yoldan geçecekleri konusunda daha çok yanında olursun. Elinden tutarsın. Gerekirse yön verirsin. Bazen korursun, bazen anlatırsın, bazen uyarırsın.

Ama çocuklar büyüdükçe anne babanın etkisi yavaş yavaş şekil değiştiriyor.

Artık daha çok geride durmayı öğreniyorsun. Daha çok güvenmeyi, daha çok dua etmeyi, daha çok izlemeyi öğreniyorsun. Onların yerine karar veremeyeceğini, onların yerine yürüyemeyeceğini, onların yerine hayatı yaşayamayacağını daha iyi anlıyorsun.

Kübra da şimdi böyle bir döneme geliyor.

Artık kendi yolunu daha çok kendisinin çizeceği zamanlar başlıyor. Bizim etkimizin azalacağı, onun kendi tercihlerinin, kendi kararlarının, kendi sorumluluklarının artacağı bir dönem. Bu düşünce bir yandan gurur verici, bir yandan da insanın içine hafif bir hüzün bırakıyor.

Çünkü anne baba olmak biraz da bu galiba.

Yıllarca hazırlamaya çalıştığın çocuğunun bir gün kendi yoluna çıkacağını bilmek. Ona doğruyu, yanlışı, emeği, sabrı, merhameti, sorumluluğu anlatmaya çalışmak. Sonra bir noktada geriye çekilip “İnşallah iyi hazırlayabilmişizdir” diye dua etmek.

Ben de bugünlerde en çok bunu düşünüyorum.

Acaba Kübra’yı hayata yeterince hazırlayabildik mi? Zorluklar karşısında güçlü durabilmesi için ona yeterince destek olabildik mi? Kendi değerini bilmesi, kendine güvenmesi, ama aynı zamanda tevazusunu kaybetmemesi için ona iyi örnek olabildik mi? Hayatın sadece başarıdan ibaret olmadığını, insan kalmanın, iyi kalmanın, emek vermenin daha kıymetli olduğunu yeterince anlatabildik mi?

Bunların kesin cevabını insan hemen bilemiyor.

Ama şunu biliyorum: Kübra’nın güzel bir kalbi var. Anlayışı güçlü, kendine has bir dünyası var. Bazen kendi yolunu bulması zaman alabilir. Bazen bizim düşündüğümüzden farklı tercihler yapabilir. Ama ben onun içinde taşıdığı iyiliğe, zarafete ve kabiliyete inanıyorum.

Haftaya sınava girdiğinde biz yine anne baba olarak heyecanlanacağız.

Belki dışarıdan sakin görünmeye çalışacağız ama içimizde dualar olacak. Sınav salonunda onun yerine oturamayız. Soruları onun yerine çözemeyiz. Kaygısını tamamen alamayız. Ama ona güvenebiliriz. Onun emeğine şahit olduğumuzu söyleyebiliriz. Sonuç ne olursa olsun yanında olduğumuzu hissettirebiliriz.

Kübra’m,

Bu yazı sana bir hatıra olarak kalsın istiyorum.

Üniversite sınavına gireceğin bu günlerde sadece sınavını değil, büyüdüğünü de görüyorum. Çocukluğundan genç kızlığına uzanan yolun birçok anı gözümün önünden geçiyor. Senin kendine has bakışını, bazen sessizliğini, bazen heyecanını, bazen de kendi içinde verdiğin mücadeleleri düşünüyorum.

Ben senin gayretini gördüm.

Annenin emeğini, ilgisini ve duasını da gördüm.

Elinden geleni yaptığını biliyoruz. Bundan sonrası için duamız, hakkında hayırlı olan kapıların açılması. Kendini gerçekleştirebileceğin, mutlu olacağın, iyi insanlarla karşılaşacağın, kalbinin güzelliğini koruyacağın bir hayatın olması.

Sonuçlar gelir, tercihler yapılır, yollar zamanla şekillenir. Belki bugün çok büyük görünen bazı şeyler yıllar sonra hayatın sadece bir durağı olarak kalır. Ama insanın yanında kalan asıl şey, ailesinin duası, kendi emeği ve iç huzurudur.

İnşallah sen de hayatın boyunca “Ben elimden geleni yaptım” diyebileceğin yollar yürürsün.

Yolun açık olsun kızım.

Biz bugüne kadar seni hayata hazırlamaya çalıştık. Bundan sonra sen kendi yolunu çizerken biz biraz daha geriden, ama aynı sevgiyle, aynı duayla ve aynı güvenle yanında olacağız.

Yirmi Beş Yıl Sonra Yeniden Sınav Heyecanı

Bugün LGS’ye giren kızım, biricik kızım Zehra’yı bekliyorum.

Şu saatlerde sınavda. Birazdan onu almaya gideceğim. Ev sessiz ama insanın içi hiç sessiz olmuyor böyle zamanlarda. Bir yandan dua ediyorsun, bir yandan düşünüyorsun, bir yandan da yılların nasıl bu kadar hızlı geçtiğine şaşırıyorsun.

Bu sene bizim evde iki ayrı sınav heyecanı var. Büyük kızım Kübra üniversite sınavına hazırlanıyor. Ortanca kızım Zehra da lise sınavına giriyor. Daha dün gibi hatırladığım çocuklarım bugün kendi hayatlarının önemli dönemeçlerinden birinin eşiğinde duruyorlar.

İnsan bunu yaşayınca zaman kavramı biraz değişiyor.

Ben 1999 yılında ilk kez üniversite sınavına girmiştim. O zamanlar benim için hayatın en büyük meselelerinden biriydi. Sonra 2000 yılında tekrar sınava girdim. O sınava Aksaray’da girmiştim. Bugün geriye dönüp baktığımda sadece sınavı, soruları, sonucu hatırlamıyorum. Daha çok o senenin emeğini, çalışmayı, yorulmayı, bazen sıkılmayı ama yine de devam etmeyi hatırlıyorum.

Ve en çok da sınavdan çıktıktan sonraki o duyguyu hatırlıyorum.

İnsan bazen hayatında çok özel duygular yaşar. Benim için onlardan biri, gerçekten çok çalıştığımı bilerek sınavdan çıkmaktı. Sonucun ne olacağını henüz bilmiyorsun. Önünde hâlâ belirsizlik var. Ama içinde başka bir rahatlık oluyor. “Ben elimden geleni yaptım” diyebilmenin verdiği huzur.

Sanırım hayatta tattığım en güzel hislerden biri buydu.

Çünkü o his sadece bir sınavla ilgili değildi. İnsanın kendi emeğine şahit olmasıydı. Kendi gayretini bilmesiydi. Bir şeyin arkasında durabilmesiydi. Sonuçtan önce gelen, sonucu bile bir miktar hafifleten bir iç huzurdu.

Bugün Zehra’nın da buna benzer bir duygu yaşayacağını düşünüyorum. Bir sene boyunca gerçekten gayret etti. Elinden geleni yaptı. Bazen yoruldu, bazen bunaldı, bazen belki kendinden şüphe etti ama yine de devam etti. Bugün sınavdan çıktığında inşallah o emeğin huzurunu hisseder.

Zehra’nın kendine has bir tarafı var.

Hem sanatsal yönü olan hem de sayısal kapasitesi güçlü bir çocuk. Ama onu sadece bu iki başlıkla anlatmak da eksik kalır. Zehra’nın meseleleri ele alışında farklı bir düşünme biçimi var. Bazen bir şeye bizim alıştığımız yerden değil, başka bir açıdan bakabiliyor. Kendi dünyası, kendi bakışı, kendi ritmi var.

Ben onun gayret ettiğinde, gerçekten istediğinde ve bir işe odaklandığında başarılı olabileceğine inanıyorum. Çünkü onda sadece kapasite değil, farklı düşünebilme ve kendi yolunu bulabilme gücü de var. Bu sınav sürecinde de bunu zaman zaman gördük. Zorlandı, yoruldu ama devam etti. Bazen hızlandı, bazen yavaşladı ama bu yılın emeğini taşıdı.

Kübra için de aynı duygular içindeyim. Onun da önünde üniversite sınavı var. O da kendi yolculuğunda gayret etti, ediyor. Her biri kendi yaşının, kendi karakterinin, kendi dünyasının içinde bir mücadele veriyor. Biz anne baba olarak dışarıdan bakıyoruz ama aslında onların iç dünyasında neler yaşadığını tam olarak bilmemiz mümkün değil.

Yine de şunu biliyorum: Emek kıymetlidir.

Bu emeği sadece çocukların çalışması olarak da görmüyorum aslında. Bu süreç evin tamamına yayılan bir şey. Ders programları, denemeler, moral iniş çıkışları, kaygılar, yorgunluklar, bazen küçük gerginlikler, bazen sessiz dualar… Sınava hazırlanan sadece çocuklar olmuyor; ev de onlarla birlikte hazırlanıyor.

Bu noktada annelerinin emeği bizim evde her zaman çok belirgin oldu.

Ben çoğu zaman biraz daha sakin görünmeye çalışan, bazen “hayırlısı olsun” diyerek meseleyi genişten alan tarafta kalıyorum. Ama anneleri işin günlük düzenini, takibini ve yükünü çok daha yakından taşıdı. Derslerini, eksiklerini, yorgunluklarını, moral durumlarını dikkatle takip etti. Benden daha disiplinli, daha düzenli ve çoğu zaman daha sabırlıydı.

Zehra’nın da Kübra’nın da sınav yolculuğunda annelerinin izi çok büyük. Bazen uyardı, bazen toparladı, bazen kızdı, bazen teselli etti, bazen de hiçbir şey söylemeden sadece yanlarında durdu. Onların heyecanını kendi heyecanı gibi yaşadı. Onların üzülmesine üzüldü, yorulmasına yoruldu, küçük bir ilerlemelerine bile içten sevindi.

Bugün Zehra’yı beklerken sadece kendi babalık duygularımı değil, anneleriyle birlikte bu yılları nasıl taşıdığımızı da düşünüyorum. Evdeki o görünmeyen emek, günlük takip, dualar, küçük hatırlatmalar, zaman zaman yaşanan gerginlikler ve sonra yeniden toparlanmalar… Bunların hepsi bu sürecin bir parçasıydı.

Belki benim daha sakin tarafımın yanında, annelerinin daha disiplinli ve daha yakından ilgilenen hali bu sürecin dengesini kurdu. Çocuklar ileride bu günleri hatırladığında umarım sadece sınav stresini değil, arkalarında duran bu emeği, ilgiyi ve duayı da hatırlarlar.

Sınavlar elbette önemli. Sonuçlar da hayatın bazı kapılarını açıyor veya başka yollara yönlendiriyor. Ama insanın karakterini asıl inşa eden şey çoğu zaman sonuçtan çok süreç oluyor. Düzenli çalışmak, vazgeçmemek, sorumluluk almak, kendi geleceği için çaba göstermek… Bunlar sınav sonuçlarından bağımsız olarak insanın yanında kalan şeyler.

Bugün Zehra sınavdayken benim aklımdan bunlar geçiyor.

Bir yandan onun için dua ediyorum. Bir yandan Kübra’yı düşünüyorum. Bir yandan annelerinin bu süreçteki emeğini düşünüyorum. Bir yandan da kendi gençliğime gidip geliyorum. 1999, 2000 derken aradan 25-26 yıl geçmiş. O yıllarda sınava giren genç bir çocukken şimdi kendi çocuklarını sınav kapılarında bekleyen bir baba oldum.

Bunu düşünmek hem güzel hem tuhaf.

Zaman gerçekten çok hızlı geçiyor. Bazen insan bunu günlük hayatın telaşı içinde fark etmiyor. İşler, projeler, toplantılar, koşuşturmalar derken yıllar sessizce ilerliyor. Sonra bir gün kızın sınava giriyor ve sen evde onu beklerken bir anda geçmişle bugün aynı masaya oturuyor.

Kendi sınav heyecanınla kızının sınav heyecanı birbirine karışıyor.

Belki de anne baba olmak biraz böyle bir şey. Kendi yaşadıklarını unutmadan, çocuklarının yaşadıklarına şahit olmak. Onlara yolu tamamen açamıyorsun. Sınava onların yerine giremiyorsun. Kaygılarını tamamen alamıyorsun. Ama yanlarında durabiliyorsun. Onlara güvendiğini hissettirebiliyorsun. Emeklerinin kıymetli olduğunu söyleyebiliyorsun.

Kübra ve Zehra’ya bugün buradan bir hatıra kalsın istiyorum.

Sonuçlar ne olursa olsun, sizin gayretinizi gördük. Çalışmanızı, yorulmanızı, devam etmenizi gördük. Bazen belli etmeseniz de üzerinizdeki baskıyı, heyecanı, beklentiyi hissettiğinizi biliyoruz. Ama şunu da bilmenizi isteriz: Bizim için en kıymetli olan şey sadece alacağınız puanlar değil. Sizin bu süreçte gösterdiğiniz çaba, sabır ve olgunluk.

Zehra’m,

Bugün özellikle senin günün. LGS’ye giriyorsun. Belki senin için de zor, heyecanlı ve yorucu bir dönem geride kalıyor. Ama ben senin gayretini gördüm. Kendine has düşünme biçimini, kapasiteni, farklı taraflarını ve çabaladığında neleri başarabileceğini biliyorum. İnşallah bugün sınavdan çıktığında sadece soruları değil, bir yıl boyunca verdiğin emeği de hatırlarsın.

Hayatta her şey sınav sonucu değil. Ama emek vermek, sorumluluk almak, başladığın bir şeyi tamamlamaya çalışmak çok kıymetli. Sen gayret ettikçe, kendini tanıdıkça, kabiliyetlerini doğru yönde kullandıkça yaptığın her işte başarılı olabileceğine inanıyorum.

Kübra’m, Zehra’m; yolunuz açık, gönlünüz rahat olsun.

İnşallah emeklerinizin karşılığını en güzel şekilde alırsınız. Ama en önemlisi, hayatınız boyunca “ben elimden geleni yaptım” diyebileceğiniz işleriniz, yollarınız, mücadeleleriniz olsun. Çünkü insanın içini en çok rahatlatan şeylerden biri bu.

Bugün Zehra’yı sınavdan almaya gideceğim.

Belki yüzünde yorgunluk olacak, belki heyecan, belki rahatlama. Belki sınavın bazı sorularını anlatacak, belki de sadece susmak isteyecek. Ama ben onu gördüğümde içimden geçen ilk şey şu olacak:

Bir dönem daha geride kaldı. Bir çocuk daha büyüdü. Biz de onun büyümesine şahit olduk.

Allah hayırlısını nasip etsin.

Kübra’m, Zehra’m; yolunuz açık, gönlünüz rahat olsun. Emekleriniz bereketli olsun. Hayat size sadece güzel sonuçlar değil, güzel insanlar, güzel yollar ve huzurlu bir kalp de nasip etsin.

Ve yıllar sonra bu günleri hatırladığınızda sadece sınavları değil; annenizin emeğini, bizim heyecanımızı, dualarımızı ve size duyduğumuz güveni de hatırlayın.

My DynamicsMinds 2026 Experience: The Stage, the Community, and a Few Inspiring Days

There are some events that, at first, feel like you are simply going to a conference. The agenda is clear, the sessions are scheduled, and the program is busy. But once the event is over and you look back, you realize that you did not just attend a few sessions. You were actually part of a much broader community, different perspectives, and many small but valuable interactions.

DynamicsMinds 2026 was exactly that kind of experience for me.

It was my first time attending this event, and I had the opportunity both to speak on stage and to spend time with many valuable people from different parts of the Dynamics 365 ecosystem and different countries. I do not want to write this as a classic event summary, because for me, this experience was not only about the sessions I attended or the presentations I delivered.

The preparation process, the stage experience, the speaker event, the intense conference program, the sponsor areas, the evening dinners, and the hallway conversations all came together and created a much more holistic, educational, and enjoyable experience.

Being a Speaker and the Preparation Process

Being selected as a speaker for this event was exciting in itself. I have been working for many years on Dynamics 365 Finance & Operations, ERP projects, software development, architecture, and more recently, artificial intelligence. Sharing my experience in these areas is always enjoyable, but doing this at an international event, in front of people who are deeply involved in the subject, brings a different level of responsibility.
Read more

DynamicsMinds 2026 Deneyimim: Sahne Topluluk ve İlham Veren Birkaç Gün

Bazı etkinlikler vardır; başta sadece bir konferansa gidiyormuşsunuz gibi düşünürsünüz. Program bellidir, sunumlar bellidir, takvim yoğundur. Ama etkinlik bittikten sonra geriye dönüp baktığınızda, aslında sadece birkaç oturuma katılmadığınızı, daha geniş bir topluluğun, farklı bakış açılarının ve birçok küçük ama değerli temasın içinde yer aldığınızı fark edersiniz.

DynamicsMinds 2026 benim için tam olarak böyle bir deneyim oldu.

İlk defa katıldığım bu etkinlikte hem konuşmacı olarak sahneye çıkma fırsatı buldum hem de Dynamics 365 ekosisteminin farklı ülkelerden gelen çok değerli insanlarıyla aynı ortamda bulunma şansı yakaladım. Bu yazıyı klasik bir etkinlik özeti gibi yazmak istemiyorum. Çünkü benim için bu deneyim sadece katıldığım oturumlardan veya yaptığım sunumlardan ibaret değildi.

Hazırlık süreci, sahne deneyimi, speaker event, yoğun konferans programı, sponsor alanları, akşam yemekleri ve koridor sohbetleri bir araya geldiğinde çok daha bütünsel, öğretici ve keyifli bir deneyim ortaya çıktı.

Konuşmacı Olarak Yer Almak ve Hazırlık Süreci

Bu etkinlikte konuşmacı olarak yer almak benim için başlı başına heyecan vericiydi. Uzun yıllardır Dynamics 365 Finance & Operations, ERP projeleri, yazılım geliştirme, mimari ve son dönemde yapay zekâ konularında çalışıyorum. Bu alanlardaki deneyimlerimi paylaşmak her zaman keyifli, ama bunu uluslararası bir etkinlikte, konunun içinden gelen insanlara anlatmak ayrı bir sorumluluk getiriyor.

Read more

ERP Projelerinde Geliştirme Kararlarının Uzun Vadeli Etkileri

Geliştirme yapmak çoğu zaman hızlı ve mantıklı görünür. Ancak asıl maliyet, çok daha sonra ortaya çıkar.

ERP projelerinde uzun süredir vurgulanan bir yaklaşım var: mümkün olduğunca standart fonksiyonları kullan. Bu prensip yeni değil. Birçok metodolojide ve proje deneyiminde tekrar tekrar ortaya konmuş. Ancak saha uygulamalarına bakıldığında, her zaman aynı ölçüde karşılık bulmadığı görülüyor.

Standart fonksiyonlar zaman içinde daha kapsamlı ve olgun hale gelmiş olsa da, projelerde geliştirme kararlarının görece erken ve hızlı alındığına sıklıkla rastlanıyor. Bu durum tek bir nedene indirgenemeyecek kadar çok boyutlu.

Geliştirme kararı çoğu zaman açıkça tartışılan bir alternatif olmaktan ziyade, sürecin varsayılan çıktısı haline gelebiliyor.

Sisteme hâkimiyetin zorlaşması, ekiplerin deneyim seviyesi, iş birimlerinin mevcut alışkanlıklarını koruma eğilimi ve geliştirme süreçlerinin teknik olarak daha erişilebilir hale gelmesi — tüm bu faktörler bir araya geldiğinde, geliştirme seçeneği giderek daha erken değerlendiriliyor. Ve bu durum her zaman bir sorun yaratmıyor; ama zemin hazırlıyor.
Read more

The Long-Term Impact of Development Decisions in ERP Projects

Development often appears to be a fast and reasonable solution. However, the real cost usually emerges much later.

There is a long‑established principle in ERP projects: use standard functionality as much as possible. This is not a new idea. It has been repeatedly emphasized across methodologies and project experience. Yet when we look at real-world implementations, we often see that this principle does not receive the same level of practical commitment.

Although standard functionalities have become more comprehensive and mature over time, development decisions in ERP projects are still frequently made relatively early and quickly. This situation cannot be explained by a single reason; it is the result of several factors working together.

In many cases, development is no longer discussed as a clear alternative. Instead, it increasingly becomes the default outcome of the process.

Read more

A Week at Microsoft’s Redmond Campus: My MVP Summit Experience

This year, I had the opportunity to attend the Microsoft MVP Summit in person for the first time and visit the Microsoft campus in Redmond.

Until now, my expectations were mostly around product updates, roadmap discussions, and learning about what’s coming next. But after spending a full week there, I realized the real value of the experience was something quite different.

The Journey

The journey itself is already part of the experience.

A direct flight from Istanbul to Seattle is long enough to disconnect you from your daily routine. It’s tiring, and the time difference hits you quickly.

But this was not my first time in Seattle.

About nine years ago, I attended one of the largest Dynamics conferences at the time, held at the Seattle Convention Center. Back then, there were no direct flights with Turkish Airlines, so we had to travel via New York, which made the journey even more challenging.

That visit was quite different. The event was in downtown Seattle, and we didn’t really have the chance to explore the Microsoft campus in depth.

This time, however, the experience was completely different.

Read more

Microsoft’un Redmond Kampüsünde Bir Hafta: MVP Summit Deneyimi

Bu yıl, Microsoft MVP Summit’e ilk kez fiziksel olarak katılma ve Redmond’daki Microsoft kampüsünü ziyaret etme fırsatım oldu.

Bugüne kadar beklentim daha çok ürün güncellemeleri, roadmap konuşmaları ve “neler geliyor” tarafını öğrenmekti. Ancak orada bir hafta geçirdikten sonra, deneyimin asıl değerinin bambaşka bir yerde olduğunu fark ettim.

Yolculuk

Yolculuğun kendisi aslında deneyimin bir parçası.

İstanbul’dan Seattle’a direkt uçuş, sizi günlük rutininizden koparacak kadar uzun. Yorucu ve saat farkı kendini hızlıca hissettiriyor.

Ama bu benim Seattle’a ilk gidişim değildi.

Yaklaşık dokuz yıl önce, dönemin en büyük Dynamics konferanslarından birine katılmıştım. Etkinlik Seattle Convention Center’da düzenlenmişti. O dönemde Türk Hava Yolları’nın direkt uçuşu yoktu, New York aktarmalı gitmiştik ve yolculuk çok daha zorluydu.

O ziyaret oldukça farklıydı. Etkinlik şehir merkezindeydi ve Microsoft kampüsünü detaylı şekilde görme imkanımız olmamıştı.

Bu sefer ise deneyim tamamen farklıydı.

Read more

Atomic Habits’ten Dijital Dönüşüme Küçük Ekip Alışkanlıkları Dynamics 365 ve Power Platform Projelerini Nasıl Başarıya Taşır?

DMR’de yalnızca müşterilerimiz için geliştirdiğimiz çözümleri değil, ekiplerimizin nasıl çalıştığını, nasıl öğrendiğini ve nasıl geliştiğini de sürekli sorgulamaya çalışıyoruz.

Bu düşünceden yola çıkarak ekip içinde küçük bir girişim başlattık. İlk başta fikir oldukça basitti: birlikte kitap okumak ve üzerine sohbet etmek.

Ancak kısa süre içinde bunun sadece bir kitap kulübü olmaktan çıkabileceğini fark ettik. Böylece ortaya daha geniş bir fikir çıktı: bir kültür kulübü.

Bu buluşmalarda yalnızca kitapları değil; podcast’leri, makaleleri ve teknoloji, ekip çalışması ya da kişisel gelişimle ilgili farklı fikirleri konuşmaya başladık.

Ama aslında amacımız yalnızca profesyonel gelişim değildi.

Ekip arkadaşlarının sadece proje toplantılarında değil, daha doğal bir ortamda da iletişim kurabilmesini istedik. Bazen sprint planları, teslim tarihleri ve Go-Live konuşmalarının yoğun temposundan çıkıp farklı şeyler konuşmanın da ekibe iyi geldiğini düşündük.

Bazen bir teknoloji kitabı konuşuyoruz.
Bazen bir roman.
Bazen bir podcast ya da sosyoloji ve psikoloji gibi tamamen farklı alanlardan konular.
Read more

From Atomic Habits to Digital Transformation: How Small Team Habits Shape Successful Dynamics 365 and Power Platform Projects

At DMR, our Microsoft Dynamics 365 and Power Platform consultancy, we are constantly exploring ways to improve not only the solutions we deliver, but also how our teams think, collaborate, and learn.

Recently, we started a small internal initiative within our team. What began as a simple book club quickly evolved into something broader — a culture club where we discuss books, podcasts, articles, and ideas related to technology, teamwork, and personal development.

But the purpose was never only professional development.

We wanted to create a small space inside the company where colleagues could connect more naturally, get to know each other beyond project meetings, and occasionally step away from the constant rhythm of deadlines, sprint planning, and Go-Live discussions.

Sometimes the topic might be a technology book.
Sometimes it might be a novel, a podcast, or even a discussion about sociology, psychology, or personal interests.

The goal is simple: to create a moment where the team can pause, think differently, and talk about ideas that are not always directly related to the next project deliverable.
Read more

Page 1 of 4412345102030...Last »