Yirmi Beş Yıl Sonra Yeniden Sınav Heyecanı
Bugün LGS’ye giren kızım, biricik kızım Zehra’yı bekliyorum.
Şu saatlerde sınavda. Birazdan onu almaya gideceğim. Ev sessiz ama insanın içi hiç sessiz olmuyor böyle zamanlarda. Bir yandan dua ediyorsun, bir yandan düşünüyorsun, bir yandan da yılların nasıl bu kadar hızlı geçtiğine şaşırıyorsun.
Bu sene bizim evde iki ayrı sınav heyecanı var. Büyük kızım Kübra üniversite sınavına hazırlanıyor. Ortanca kızım Zehra da lise sınavına giriyor. Daha dün gibi hatırladığım çocuklarım bugün kendi hayatlarının önemli dönemeçlerinden birinin eşiğinde duruyorlar.
İnsan bunu yaşayınca zaman kavramı biraz değişiyor.
Ben 1999 yılında ilk kez üniversite sınavına girmiştim. O zamanlar benim için hayatın en büyük meselelerinden biriydi. Sonra 2000 yılında tekrar sınava girdim. O sınava Aksaray’da girmiştim. Bugün geriye dönüp baktığımda sadece sınavı, soruları, sonucu hatırlamıyorum. Daha çok o senenin emeğini, çalışmayı, yorulmayı, bazen sıkılmayı ama yine de devam etmeyi hatırlıyorum.
Ve en çok da sınavdan çıktıktan sonraki o duyguyu hatırlıyorum.
İnsan bazen hayatında çok özel duygular yaşar. Benim için onlardan biri, gerçekten çok çalıştığımı bilerek sınavdan çıkmaktı. Sonucun ne olacağını henüz bilmiyorsun. Önünde hâlâ belirsizlik var. Ama içinde başka bir rahatlık oluyor. “Ben elimden geleni yaptım” diyebilmenin verdiği huzur.
Sanırım hayatta tattığım en güzel hislerden biri buydu.
Çünkü o his sadece bir sınavla ilgili değildi. İnsanın kendi emeğine şahit olmasıydı. Kendi gayretini bilmesiydi. Bir şeyin arkasında durabilmesiydi. Sonuçtan önce gelen, sonucu bile bir miktar hafifleten bir iç huzurdu.
Bugün Zehra’nın da buna benzer bir duygu yaşayacağını düşünüyorum. Bir sene boyunca gerçekten gayret etti. Elinden geleni yaptı. Bazen yoruldu, bazen bunaldı, bazen belki kendinden şüphe etti ama yine de devam etti. Bugün sınavdan çıktığında inşallah o emeğin huzurunu hisseder.
Zehra’nın kendine has bir tarafı var.
Hem sanatsal yönü olan hem de sayısal kapasitesi güçlü bir çocuk. Ama onu sadece bu iki başlıkla anlatmak da eksik kalır. Zehra’nın meseleleri ele alışında farklı bir düşünme biçimi var. Bazen bir şeye bizim alıştığımız yerden değil, başka bir açıdan bakabiliyor. Kendi dünyası, kendi bakışı, kendi ritmi var.
Ben onun gayret ettiğinde, gerçekten istediğinde ve bir işe odaklandığında başarılı olabileceğine inanıyorum. Çünkü onda sadece kapasite değil, farklı düşünebilme ve kendi yolunu bulabilme gücü de var. Bu sınav sürecinde de bunu zaman zaman gördük. Zorlandı, yoruldu ama devam etti. Bazen hızlandı, bazen yavaşladı ama bu yılın emeğini taşıdı.
Kübra için de aynı duygular içindeyim. Onun da önünde üniversite sınavı var. O da kendi yolculuğunda gayret etti, ediyor. Her biri kendi yaşının, kendi karakterinin, kendi dünyasının içinde bir mücadele veriyor. Biz anne baba olarak dışarıdan bakıyoruz ama aslında onların iç dünyasında neler yaşadığını tam olarak bilmemiz mümkün değil.
Yine de şunu biliyorum: Emek kıymetlidir.
Bu emeği sadece çocukların çalışması olarak da görmüyorum aslında. Bu süreç evin tamamına yayılan bir şey. Ders programları, denemeler, moral iniş çıkışları, kaygılar, yorgunluklar, bazen küçük gerginlikler, bazen sessiz dualar… Sınava hazırlanan sadece çocuklar olmuyor; ev de onlarla birlikte hazırlanıyor.
Bu noktada annelerinin emeği bizim evde her zaman çok belirgin oldu.
Ben çoğu zaman biraz daha sakin görünmeye çalışan, bazen “hayırlısı olsun” diyerek meseleyi genişten alan tarafta kalıyorum. Ama anneleri işin günlük düzenini, takibini ve yükünü çok daha yakından taşıdı. Derslerini, eksiklerini, yorgunluklarını, moral durumlarını dikkatle takip etti. Benden daha disiplinli, daha düzenli ve çoğu zaman daha sabırlıydı.
Zehra’nın da Kübra’nın da sınav yolculuğunda annelerinin izi çok büyük. Bazen uyardı, bazen toparladı, bazen kızdı, bazen teselli etti, bazen de hiçbir şey söylemeden sadece yanlarında durdu. Onların heyecanını kendi heyecanı gibi yaşadı. Onların üzülmesine üzüldü, yorulmasına yoruldu, küçük bir ilerlemelerine bile içten sevindi.
Bugün Zehra’yı beklerken sadece kendi babalık duygularımı değil, anneleriyle birlikte bu yılları nasıl taşıdığımızı da düşünüyorum. Evdeki o görünmeyen emek, günlük takip, dualar, küçük hatırlatmalar, zaman zaman yaşanan gerginlikler ve sonra yeniden toparlanmalar… Bunların hepsi bu sürecin bir parçasıydı.
Belki benim daha sakin tarafımın yanında, annelerinin daha disiplinli ve daha yakından ilgilenen hali bu sürecin dengesini kurdu. Çocuklar ileride bu günleri hatırladığında umarım sadece sınav stresini değil, arkalarında duran bu emeği, ilgiyi ve duayı da hatırlarlar.
Sınavlar elbette önemli. Sonuçlar da hayatın bazı kapılarını açıyor veya başka yollara yönlendiriyor. Ama insanın karakterini asıl inşa eden şey çoğu zaman sonuçtan çok süreç oluyor. Düzenli çalışmak, vazgeçmemek, sorumluluk almak, kendi geleceği için çaba göstermek… Bunlar sınav sonuçlarından bağımsız olarak insanın yanında kalan şeyler.
Bugün Zehra sınavdayken benim aklımdan bunlar geçiyor.
Bir yandan onun için dua ediyorum. Bir yandan Kübra’yı düşünüyorum. Bir yandan annelerinin bu süreçteki emeğini düşünüyorum. Bir yandan da kendi gençliğime gidip geliyorum. 1999, 2000 derken aradan 25-26 yıl geçmiş. O yıllarda sınava giren genç bir çocukken şimdi kendi çocuklarını sınav kapılarında bekleyen bir baba oldum.
Bunu düşünmek hem güzel hem tuhaf.
Zaman gerçekten çok hızlı geçiyor. Bazen insan bunu günlük hayatın telaşı içinde fark etmiyor. İşler, projeler, toplantılar, koşuşturmalar derken yıllar sessizce ilerliyor. Sonra bir gün kızın sınava giriyor ve sen evde onu beklerken bir anda geçmişle bugün aynı masaya oturuyor.
Kendi sınav heyecanınla kızının sınav heyecanı birbirine karışıyor.
Belki de anne baba olmak biraz böyle bir şey. Kendi yaşadıklarını unutmadan, çocuklarının yaşadıklarına şahit olmak. Onlara yolu tamamen açamıyorsun. Sınava onların yerine giremiyorsun. Kaygılarını tamamen alamıyorsun. Ama yanlarında durabiliyorsun. Onlara güvendiğini hissettirebiliyorsun. Emeklerinin kıymetli olduğunu söyleyebiliyorsun.
Kübra ve Zehra’ya bugün buradan bir hatıra kalsın istiyorum.
Sonuçlar ne olursa olsun, sizin gayretinizi gördük. Çalışmanızı, yorulmanızı, devam etmenizi gördük. Bazen belli etmeseniz de üzerinizdeki baskıyı, heyecanı, beklentiyi hissettiğinizi biliyoruz. Ama şunu da bilmenizi isteriz: Bizim için en kıymetli olan şey sadece alacağınız puanlar değil. Sizin bu süreçte gösterdiğiniz çaba, sabır ve olgunluk.
Zehra’m,
Bugün özellikle senin günün. LGS’ye giriyorsun. Belki senin için de zor, heyecanlı ve yorucu bir dönem geride kalıyor. Ama ben senin gayretini gördüm. Kendine has düşünme biçimini, kapasiteni, farklı taraflarını ve çabaladığında neleri başarabileceğini biliyorum. İnşallah bugün sınavdan çıktığında sadece soruları değil, bir yıl boyunca verdiğin emeği de hatırlarsın.
Hayatta her şey sınav sonucu değil. Ama emek vermek, sorumluluk almak, başladığın bir şeyi tamamlamaya çalışmak çok kıymetli. Sen gayret ettikçe, kendini tanıdıkça, kabiliyetlerini doğru yönde kullandıkça yaptığın her işte başarılı olabileceğine inanıyorum.
Kübra’m, Zehra’m; yolunuz açık, gönlünüz rahat olsun.
İnşallah emeklerinizin karşılığını en güzel şekilde alırsınız. Ama en önemlisi, hayatınız boyunca “ben elimden geleni yaptım” diyebileceğiniz işleriniz, yollarınız, mücadeleleriniz olsun. Çünkü insanın içini en çok rahatlatan şeylerden biri bu.
Bugün Zehra’yı sınavdan almaya gideceğim.
Belki yüzünde yorgunluk olacak, belki heyecan, belki rahatlama. Belki sınavın bazı sorularını anlatacak, belki de sadece susmak isteyecek. Ama ben onu gördüğümde içimden geçen ilk şey şu olacak:
Bir dönem daha geride kaldı. Bir çocuk daha büyüdü. Biz de onun büyümesine şahit olduk.
Allah hayırlısını nasip etsin.
Kübra’m, Zehra’m; yolunuz açık, gönlünüz rahat olsun. Emekleriniz bereketli olsun. Hayat size sadece güzel sonuçlar değil, güzel insanlar, güzel yollar ve huzurlu bir kalp de nasip etsin.
Ve yıllar sonra bu günleri hatırladığınızda sadece sınavları değil; annenizin emeğini, bizim heyecanımızı, dualarımızı ve size duyduğumuz güveni de hatırlayın.







